19 Mayıs‘ın 101. yılında örgütlenme dönemini, o yılda alınan kararları anlatan bir yazı

Ulusal kurtuluş mücadelesi; 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkması ile başlayan, 9 Eylül 1922 de Izmir’de düşman askerlerinin denize dökülmesi ile biten uzun bir süreçtir. Bundan sonraki süreç ise, kazanılan başarının uluslararasında  kurulacak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tanınmasının sağlanması, Cumhuriyet’in ilanı ve devrimlerle devam eder.

 

Atatürk 19 Mayıs 1919’ta Samsun’a geldiğinde Rum eşkiyaları Ingiliz işgal askerlerinden aldıkları destek ve cesaretle Karadeniz kıyılarında bir Pontus devleti kurmak için halkı bezdirmiş, halkın ise kendisini savunmaktan başka bir şey yapacak hali yoktu. Manzara içler acısı idi. Atatürk Samsun’dan 15. Kolordu komutanı Kazim Karabekir ve 20.Kolordu komutanı Ali Fuat Cebesoy’a bir telgraf çekerek , görevimiz milletimizin içinde bulunduğu durumdan kurtarmak, onlara olan borcumuzu ödemek için Samsun’da fazla kalmayacağını, Anadolu’ya geçeceğini ve onlardan önerilerini bildirmesini  ister. Kazim Karabekir hatıralarında Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesine çok sevindiğini, zaten bunu da beklediğini yazar.

 

Atatürk 25 Mayıs 1919’da Samsun’dan ayrılır. Yolda giderken öküzle tarla süren bir köylüye raslar, arabadan iner ve köylüye " Hemşerim, düşman Samsun’a asker çıkaracak. Belki buraları da işgal edecek, sen ise rahat toprağı sürüyorsun". Köylü " Paşa paşa sen ne diyorsun? Biz üç kardeş ,iki de oğul vardı. Yemen‘de, Kafkas‘da, Çanakkale‘de elden gitti. Bir ben kaldım. Evde üç dul kadın, sekiz yetim var. Hepsi benim sabanımın ucuna bakıyorlar. Şimdi benim vatanım da yurdum da aha şu tarlanın ucu. Düşman buraya gelinceye kadar  benden hayır bekleme". Ne varki gene de Anadolu halkına başvurmak gerekmekteydi. Vatanın kurtuluşu anca halkı kazanmakla mümkün olurdu. Işte Atatürk’ün Anadolu’ya geçmesindeki amacı halkı örgütlemek ve düzenli bir ordu kurmaktı.

 

30 Mayıs 1919 cuma günü Havza’da Izmir Şehitleri adına bir mevlüt tertiplenir. Mevlüte mümkün olduğu kadar civar köylerden de halkın katılması sağlanır. Bu mevlüt Mustafa Kemal Paşa’nın halkın arasına  ilk katılışıdır. Ama asıl iş halkı etkileyecek ulemaya düşmektedir. Bu kişi de Sıtkı hocadır. Onun gelmesi ve halka onun  hitap etmesi kararlaştırılır. Sıtkı Hoca ortalıkta yoktur.  Hemen Sıtkı hoca ikna edilir ve 12 Haziran‘da Havza’da bir miting düzenlenir. Sıtkı Hoca kürsüye gelir ve halkı cihada çağırır. Elinde silah olan silaha, balta olan baltaya ikisi de yoksa odunla savaşacaksınız çağrısı yapar. Sıtkı Hoca kazanılmıştır. Işte halk önderlerinin mücadeleye kazanılmasının ne kadar önemli olduğunu Atatürk yanındakilerine göstermiştir. Havza örneğinde oldugu gibi bundan sonraki süreç de halkı etkileyecek ve peşinden sürükleyecek halk önderlerini kazanmayı hedeflemiştir.

 

Atatürk bir taraftan düzenli bir ordu kurmaya çalışırken diğer taraftan halk önderleri ile ilişki kurmaya ve onları etkilemeye çalışıyordu.

 

Amasya‘ya  12 Haziran 1919 da vardı. Halk onun gelişini önceden haber almıştı. Amasya girişinde onu büyük bir kalabalık bekliyordu ve burada halka şöyle hitap etti; "Amasyalılar, padişah ve hükümet itilaf devletlerinin elinde esirdir. Memleket elden gitmek üzeredir. Bu kötü gidişe çare bulmak için sizlerle işbirliği yapmaya geldim. Düşmanlarımızın Samsun‘dan yapacağı bir çıkarma hareketine karşı ayaklarımıza çarıklarımızı çekerek, dağlara çekilecek, vatanımızı son kayasına kadar müdafaa edeceğiz.

 

Amasya‘da şehrin ileri gelenleri ile bir toplantı yaptı. Amasya‘da yine ön plana çıkan bir din adamı Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Beyazıt camiden şöyle konuştu; " Ey ahali, milletin istiklali tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak için icab ederse, vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Artık padişah olsun, unvanı ne olursa olsun, onun bir hikmeti kalmamıştır. Yegane kurtulus çaresi, halkın hakimiyeti doğrudan doğruya ele almasıdır."

 

Abdurrahman Kamil Efendi‘nin konuşmasında açıkça padişah ve hükemetten umudun kesildiğinin halk önderleri tarafından görülmeye baslandığı görülüyor.

 

Atatürk‘ün Amasya yolculuğunun ayrı bir önemi vardır. Direniş prensip kararları  ilk defa Amasya‘da yazılı hale getirilmiştir. Buna tarihte Amasya kararları denir. Bu kararlar şu üç cümlede özetlenebilinir.

 

- Milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

 

-Milletin içinde bulunduğu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü etki ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir. ÖNDERLIK

 

- Anadolu‘nun  her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas‘da kongre toplanacaktır.

 

Amasya kararları en kısa zamanda tüm yurda yayılır ve halk arasında padişah ve hükümetinden umut kesilmiştir.

 

Amasya‘dan ayrıldığı sırada Istanbul hükümeti onun görevden alındığına dair genelgeyi  tüm yurda bildirdi ve kendisinin de Istanbul‘a dönmesi için haber gönderilir. Atatürk Amasya‘dan Sivas‘a yolculuğu sırasında tedirgin ve tertiplidir. Işgal kuvvetleri ve Istanbul hükümetinin kendisine tuzak kurması endişesi taşımaktadır, endişesinde de haklıdır.

 

Tokat‘da kendisini bir binbaşı ve 20 Asker karşıladı. Tokat‘dan ayrıldıktan 5-6 saat sonra Sivas valiliğine geldiğini bildirmek üzere bir telgraf çekilmesini telgrafhaneye bildirdi. Bu arada Sivas‘ta onun geleceğini bildiği için yoğun bir telaş vardı. Elazığ valisi Ali Galip, paşanın geldiğinde tutuklayıp Istanbul‘a gönderilmesi için Sivas valisini ikna etmeye çalışıyordu. Sivas‘ın caddeleri Atatürk‘ün yetkilerinin elinden alındığını ve tutuklanması gerektiğini bildiren bildiri ve afişlerle donatılmıştı. Tam bu kargaşalıkta Atatürk ve yanındakiler Sivas‘a yakın bir çiftlikte  konaklarken tüm görevlerinden alındığını bu çiftlikte öğrenir.

Haber geldiğinde Sivas valisi Elazığ valisine "işte gelmiş buyur tutukla" korkudan yüzü sararan vali "ben tutuklayalım derken kendi il sınırlarıma gelirse demiştim." der. O halde "madem tutuklamıyacağız buyur karşılamaya gidelim". Sivas‘da Atatürk ve arkadaşlarını coşkulu halk kitleleri karşıladı. Sivas‘taki temaslarının ardından Kazım Karabekir Paşa‘nın kendisini doğu illerinden temsilcilerinin katılacağı kongreye davet etmesinden dolayı Erzurum‘a hareket etti.

 

Ne varki Erzurum‘a  hiç bir vasfı olmadan sivil bir kişi olarak varacaktı. Kazım Karabekir Paşa‘nın tavrı nasıl  olacaktı? Ya kendisini tutuklayıp teslim ederse, bu endişelerle gidiyordu.

 

3 Temmuz 1919‘da Erzurum‘a vardı. Yoğun geçen günler başlamıştı bir taraftan temaslar sürdürürken diğer taraftan ordu komutanları ile haberleşiyordu. 8 Temmuz akşamı  ordudan istifa etti. Artık o sivil bir kişiydi ve hiçbir vasfı kalmamıştı. Işte bu arada Kazım Karabekir Paşa , subay ve erleriyle Atatürk‘ün karşısında asker selamı verir, "emrindeyiz paşam" der. Kazım Karabekir Paşa‘nın bu tavrı tarihin akışına yön vermiştir. Atatürk sivil de olsa o askerlerin gözünde yine tartışmasız bir komutandır. Emirler ondan alınır ve yerine getirilir.

 

Erzurum‘daki temaslarında ilk defa yeni bir hükümet kurulma fikrinden bahsetmiştir. Arkadaşlarıyla yaptığı toplantılarda "Memleketi kurtarmak, günün felaket ve ızdırap kaydeden şartlardan kurtulmak için ne yapmalıyız? Tek tetbir Hakimiyeti Milliye‘ye dayanan kayıtsız, şartsız müstakil bir  Türk Devleti  kurmayı hedeflemeliyiz. Hedefimiz bu olacak. Kolay şey değil. Idealimizi gerçekleştirmek için şimdiden şahıs şahıs yükleneceğimiz görevler ağır, zor hatta tehlikelidir. Milli mücadele, topyekün mücadele esastır. Büyük mukavemetlerle, ihanet ve hiyanetlerle karşılaşacağımız muhakkaktır.Milli mücadeleye katılanları yok etmek için saray, hükümet, ecnebiler kesin ki harekete geçeceklerdir. Ayrıca yer yer  halkın aldatılması, isyanlar, ihtilaller çıkarılması ve bütün bu menfi hareketlerin milli mücadele aleyhinde galip gelmeleri ihtimal dahilindedir." der ve tüm bu şartlarda mücadele etmek isteyenlerle birlikte olacağını, eğer işin başında birlikte olamayacağını bildiren olursa da anlayışla karşılayacağını belirtir.

 

23 Temmuz‘da kongre toplanır. Kongreye M. Kemal Paşa bazı üyelerin itirazına rağmen kongre başkanı seçilir. 14 gün süren kongrede şu prensipler üzerinde anlaşmışlardır :

 

- Milli sınırlar içinde vatan bölünmez, parçalanmaz bir bütündür.

- Osmanlı hükümetinin dağılması halinde ve her türlü yabancı işgal ve müdaheleye karşı, millet kendini birlik halinde savunacaktır.

- Merkezi hükümet vatanın, istiklalin muhafazasını sağlayamadığı takdirde, bu maksadı sağlamak için, geçici bir hükümet kurulacaktır.

-Milli kuvvetleri amil ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.

- Hristiyan unsurlara, siyasi hakimiyetimizi bozacak imtiyazlar verilemez. 

- Manda ve himaye kabul olunamaz.

- Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclisi Mebusan derhal toplanması mecburidir.

 

29 Ağustos 1919’ta Atatürk ve arkadaşları Sivas’a hareket ederler ve 2 Eylül de varırlar. Sivas’ta kongre açılmadan önce hava çok karışıktır. Içlerinde Atatürk‘ün en yakın arkadaşları dahil , M. Kemal Pasa’nın kongre reisliğine karşıdır. Milli istiklal değil, bir yabancı devletin himayesine girmeyi isteyen delegeler vardır. Ayrıca Elazığ valisi Ali Galip Elazığ’da Kürtleri ayaklandırıp, silahlandırarak ve Ingilizlerden yardım görerek Sivas’a baskın yapmak, kongreyi dağıtmak, öncüleri tutuklama teşebbüsüne geçer. Zor şartlarda bu baskın bastırılır. Sivas’ta Atatürk büyük bir mücadele verir ve sonunda kendisini kongra başkanı seçilmesini sağlar. 4 Eylül‘de kongre toplanır ve 12 Eylül‘de sona erer.

 

Sivas kongre kararları ;

1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür parçalanamaz.

2. Her türlü yabancı işgal ve müdahaleye karşı millet topyekün kendisini savunacak ve direnecektir.

3. Istanbul hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.

4. Kuvay -i Milliye‘yi  tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.

5. Manda ve himaye kabul edilemez.

6. Milli iradeyi temsil etmek üzere Meclisi Mebusan‘ın derhal toplanması mecburidir.

7. Ayni gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.

8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

 

Atatürk‘ün Sivas‘ta kaldığı 22 Aralık 1919‘a kadar çok yoğun geçer. Telgraflarla bir taraftan sivil örgütlenmeyi gerçekleştirirken diğer taraftan düzenli ordu kurma çalışmalarını sürdürür. Kurtuluş Savaşı’nın coğrafi konumundan dolayı en iyi şekilde Ankara’dan yönetileceğini düşünen Atatürk  22 Aralık 1919‘ta Sivas‘tan yola çıkar ve zorlu yolculuğun arkasından 27 Aralık 1919‘ta Ankara‘ya varır. Atatürk’ün Ankara’ya gelişi bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve Kurtuluş Savaşı’nın başlatılması için oldukça önemli bir olaydır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu ve Türk ordusunun kurulup çalışmalara başlaması gibi birçok gelişme ve hazırlık Ankara’da yapıldı. Milli Mücadele merkezi artık Ankara’ydı.

 

Kısaca vermeye çalıştığımız  bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’dan Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti.

 

Atatürk "Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum" derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak , 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.